Hem tek hem de üç olmak

 

 Pr. Carlos Madrigal'ın "Üç Tanrı mı, Tek Tanrı mı?" adlı kitabının 106-108. sayfalarından alıntıdır:

____________________

Tanrının üç benliğinin, sürekli olarak birbirinden kaynaklanması (yani birbirlerine dönüşmesi) mucizesinin zamansızlıkta nasıl gerçekleştiğini izah etmeye çalışalım. Ezeliyette bu olayın bir “öncesi” veya “sonrası” olmadığı için, bu oluşum aralıksız bir “var oluş” olsa da, bir “var ediliş” değildir.

Bir kere Baba kelâmı söyler. Bu ifade Tanrının tüm doluluğu ile dolar. Bir anlamda Baba kendi varlığını, Oğul dediği kendi Kelâmı şeklinde varlığa döker. Bu nasıl olur diyeceksiniz.

Işık hızında zaman yoktur (Einsten’in İzafiyet Kuram’ına göre). Bu fizik kavramından yararlanarak üç benlik nasıl aynı varlığı paylaşabilir konusunda bir örnek verelim. Yalnız unutmayalım; biz Tanrı’yı örneklere benzetemiyoruz. Örnekler ruhsal bir gerçeğin olabilirliğini veya mantığını göstermek için kullanıyoruz. Çünkü göremediğimiz gerçekler ile örnekler sayesinde mantık paralellikleri kurabiliyoruz.

Animasyon görmek için buraya tıklayınız.

 

Bu doğrultuda birbirlerinden farklı üç çay bardağı düşünün. Birincisi çay ile doludur. Diğer ikisi boştur (1). Birinci bardaktaki çayı ikincisine dökeriz (2). İkincisini de üçüncüsüne... (3) üçüncüsünü de birincisine... (1) Bardaklar sırayla bir tek çayla doluyor. Gittikçe bu hareketi hızlandırdığımızı düşünelim. Hızlandıkça göz hareketleri birbirinden ayırt edememeye başlıyor. Üç bardak aynı çayla doluymuş gibi duruyor (4). Bu akışı ışık hızına getirebilseydik, bir tek çayla üç bardak sürekli dolu olurdu! Yani zamanı aşan bir hızda artık bir dolu bardak ve iki boş bardak yerine, ancak bir bardağı dolduracak çay olduğu halde, aynı çayla dolu üç bardak olurdu.

Nitekim, Tanrılıktaki bu akış-doluş ancak zamansızlıkta “süreklileşir”. İşte, Baba Tanrı, kendi varlığını Oğul olarak varlığa döker. İkisi de varlıklarının Ruh’un varlığına sebep olur. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh aynı “anda”, aynı varlıkla (tek Tanrı’nın aynı özüyle) doludurlar. Ama yine aynı “anda” üç ayrı kişilik “kalıbında”, yani üç ayrı benlik olarak var olmakta (bir tek çayın aynı “anda” üç farklı bardak şeklini alması gibi). Bütün bunların zamansızlıkta olup bittiğini hayalimizde canlandırabiliyorsak, Üçlübirlik çok mantıklı ve basit bir gerçek oluverir.

Bir pervane dönmediği zaman üç kanadını ayrı ayrı görüyoruz. Ama tam hızla dönerse, bu sefer üçünün bir daire çizdiğini görüyoruz. Öyle ki, üçünü sanki dairenin her yerinde. Hatta helikopterde bazen, hem pervanenin çizdiği daireyi görüyoruz, hem de onun içinde yavaşça dönen üç kanatın gölgesini de görüyoruz. Ama bu durumda her kanat gölgesi, üç kanatın kesişmesinden oluşmaktadır. Tabii, bu gözün yanılgısıdır; ama bu dönüş zamansızlıkta gerçekleşseydi üç kanat aynı “anda” hem ayrı yerde hem de aynı yerde olurdu.

Bu şekilde Tanrılıktaki üç benlik, zamansızlıkta birbirine nüfuz eden ve sonsuz nicelikte sahip oldukları Tanrılığın tüm niteliklerini paylaşan aynı Tanrı olarak belirir. Yani 3 benlik Tanrı’nın üç parçası değildir; ayrı ayrı benlikler Tanrı’nın tüm ve aynı doluluğuna sahipler. Ama üç Tanrı da değiller. Üç ayrı bardağın bir tek çayla dolması durumu gibidir. Tanrı’daki her benlik, diğer ikisinde durmadan kendiliğinden filizlenen “tomurcuk” olarak var olmakta. Her benlik var oluşunu, diğer ikisinden cereyan ederken birbirlerine mutlak şekilde dökülmelerine borçludur. Birbirlerine “sürekli boşalıp”, birbirlerinin içinde bulunmasının sonucu olarak hepsi birdir:

...Baba’nın bende, benim de Baba’da olduğumu bilesiniz...(İncil, Yuhanna 10:38),

Benim Baba’da, Baba’nın da bende olduğuna inanmıyor musunuz?... ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor. Bana iman edin; ben Baba’dayım, Baba da bendedir(İncil, Yuhanna 14:10-11),

Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi...” (İncil, Yuhanna 17:21).